Posted on

En İyi Sertleştirici Ürün Nedir

en iyi sertleştirici,kamagra jel,kaldırıcı jel,thors hammer,cialis jel,sertleştirici

en iyi sertleştirici,kamagra jel,kaldırıcı jel,thors hammer,cialis jel,sertleştirici

Merhaba Değerli Misafirlerimiz

12. Yıllık Tecrübemizle Kullanacağınız “en iyi sertleştiric hap krem jel sprey nedir ? ” sorusunun cevabı burada .

Sertleştirici Hap olarak

1. Cialis 
 2. Orviax
 3. Güç Max
 4. Viagra
 5. Aki Gergedan Set
 6. Asya kaplanı

Sertleştirici Jel Olarak

1. Kamagra Jel
2. Cialis Jel
Yukarıdaki Ürünlerin üzerine tıklayarak ürünleri sipariş verebilirsiniz.

Posted on

Kadınlar için Penis Boyu

bitkisel-penis-buyutucu
bitkisel-penis-buyutucu
bitkisel-penis-buyutucu

Her erkek penisinin büyük olmasını, her kadında partnerinin penisinin büyük olmasını ister. Erkeğin özgüveninin artması ve doyumsuz bir birliktelik için büyük penis işiniz oldukça kolaylaştıracaktır. Penis boyunun ve kalınlığının önemli olduğunu biliyoruz peki; kadınların bu konu hakkında neler düşünüyor?

Evet işte bir internette bulduğum birkaç sitede kadınların penis büyüklüğü hakkında verdiği cevaplar:

 

Kadınlar penis boyu hakkında ne düşünüyor:

 

“Büyük olmasını tercih ederim. Erkek sevişmesini bilmese bile penisin boyu ile durumu kurtarabilir.”

“Benim için Boyu çok önemli değil. Güzel sevişirse benim için yeterli. Penisin Büyük olması acı verir. Fakat merakta etmiyor değilim.”

“Tabii ki penisin büyük olmasını isterim. Penisi küçük erkeklerde özgüven eksikliği oluyor. Yanımda yürürken dahi güven vermiyor.”

“Boyun ve kalınlığın hiç bir önemi yok. Önemli olan beni ön sevişme esnasında mutlu etmesi ve erken boşalması.”

“Erkekler hep penis boyunu abartıyor. Benim için boyu değil işlevi önemli. Girdiği yer fazla uzun değil zaten.”

“Ön sevişmeyi uzun tutar, oral seks yapar ve ellerini kullanmayı biliyorsa sorun olmaz. Zaten biz kadınları orgazm eden asıl şey penis büyüklüğü değil.”

Sözlerin sahiplerinin kimi kendi ismini kimi de nick kullanmıştı ama ben isim verme gereği duymadım. Birde elimde daha çok cevap var ama ben bu kadarını yeterli gördüm işinize yarayacağını düşünüyorum ve bu cevapların üzerine sizlere bu konuyu kendi yazımla daha çok açmak istiyorum!
Kadınlar her zaman sert bir sevişme istemeyebilir. Bu aslında onların o anki ruh haline bağlı; bazen duygulu bir sevişme, bazen de hardcore J. Önemli olan o an karşılık bulabilmeleri, o duygu ve isteklerin beraber yaşanabilmesidir. Biz erkekler bunu anlayıp karşılık vermeliyiz o kısmı anlamak ta biz erkeklere kalıyor.

 

Penis boyutu hakkında:

 

Küçük göğüslü bir kadınla yattığınızı düşünsenize? Kadın sırt üstü yattığı zaman kızın göğüsleri doğal olarak kayboluyor gibi. Bu durumu görünce aklınızdan düşünmeye başlıyorsunuz… sonra bunun bi erkekle düzüşmekten farksız olduğunu düşünürsünüz; kadının dümdüz göğüsleriyle. Ve tabi bir süre sonra performansınız düşer ve sevişme istediğiniz gibi sona ermez.
Bunu aslında şunun için düşünmenizi istedim. Penisi küçük erkeklerle yatmak istemeyen çok kız olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yukarıda düşünmenizi istediğim hikaye gibi onlarında istekleri azalıyor ve performansları bir süre sonra düşüyor. Ortalama bir penisin 15 cm uzunlukta olması gerektiğini aşikar ama sakın benimki bundan küçük diyerek telaşa kapılmayın. Unutmayın ki büyük ve kalın bir penisi sahip olup ta hiçbir numarası olmayan erkekler de var J.

Yani anlayacağınız bütün iş boyda bitmiyor, bunun; giriş, gelişme ve sonuç bölümleri de var. Önemli olan maç sonu skoru J.

Kadınların bir kısmı normal olabilir derken diğer kısmı büyük ve sert olmasını isteye bilir. İşte o ‘Mutlaka büyük penis olmalı!’ diyen kadınların da dört dörtlük olmadığını bilmeleri lazım J.

Posted on

sertleştirici hap eczane fiyatları

cialis 30'lu kapsül

Sertleştirici hap eczane fiyatları

sertleştirici hap eczane fiyatları internet fiyatlarına göre büyük bir farklılık göstermektedir.

bunun nedeni eczanelerin internet firmlarına göre daha falza vergi ve ötv ödemesidir.

bu yüzden intenet firmalarıda sizlere daha kaliteli ürünleri uygun fiyatlara satışa sunmaktadır.

Posted on

BİR NARSİST YARATMAK

Açıklama

Aslında o kendine çok güvenli görünen narsist kişiliğin altında derin bir sevgisizlik ve kendine güvensizlik yatıyor. Giderek etrafımızda çoğalan narsistleri tanımak ister misiniz?

blog

Otto Kernberg’den Sigmund Freud’a, Karen Horney’den Heinz Kohut’a kadar pek çok psikanalist çağın hastalığı narsisizmle ilgili birçok kuram ortaya attı. Ama hepsinin hemfikir olduğu bir nokta var: tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi narsisizmin de tohumları çocukluk yıllarında atılıyor. Tabii bu tohumu (muhtemelen ne biçeceklerini bilmeden) anne babalar atıyor…

Peki, gerçekte kim bu her geçen gün sayıları daha da artan narsistler? Neo-Freudcu bir ekol olan “ego psikolojisinin” temsilcisi Karen Horney, narsistlerin diğer insanlarla duygusal bağları çok zayıf ve sevme kapasitesini yitirmiş olmanın boşluğunu yaşayan kişiler olduğunu söylüyor. Narsist olmaksa kendini çok sevmeyi, çok önemsemeyi gerektiriyor. Yeryüzünde kendisinden başka herkesin değersiz olduğu düşüncesiyle var olan narsistler (derinlerde bir yerlerdeki boşluğu doldurma çabasıyla) beğenilmek, övgü almak, ilgi çekmek için yaşıyor. Karen Horney, narsistlerin genel olarak kendilerini özel insanlar olarak gördüklerini belirtiyor. Bu nedenle kendilerini övmeye, başkaları tarafından övülmeye bayılıyorlar. Başarı ve yeteneklerini abartıyor, hatta ortada bir başarı yokken yaptıkları şeyi çok önemli gösterebiliyorlar. Onlar hep çok zeki, çok güzel/yakışıklı, özel insanlar (!) olduklarından, her şeyi hak ettiklerine inanıyorlar. Çıkarları için başkalarını kullanmaktan hiç çekinmeyen narsistler için başkalarını manipüle etmek de çok kolay, dışarıya yansıttıkları yüksek özgüven sayesinde insanlar kolayca etkileri altına giriveriyor. Horney, narsistlerin sorununun empati kurmamak olduğunu söylüyor. Bu yüzden kolayca başkalarının duygularını hiçe sayıyorlar. Ukalalıksa onlar için olağan bir şey. Bir narsist için statü de önemli. Yüksek mevkideki insanlarla arkadaşlık etmeyi, iyi yerlere gitmeyi, iyi arabalara binmeyi seviyor, etiketi önemsiyorlar. İnsanları ezmek onlar için çok doğal bir davranış ama o hep küçümsedikleri “diğerleri” olmadan da bir narsist var olduğunu hissedemiyor. Üstünlüğünü gösteremediğinde egosu tatmin olmuyor. Kısaca kendini sevebilmesi için diğer insanları aşağılamak ya da küçümsemek bir ihtiyaç. Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat’a göre narsistlerin tüm davranışları, içlerindeki boşluğu saklama vekendini kabul ettirme üzerine kurulu.

SPOT IŞIKLARI SÖNÜNCE…

Narsistler genellikle başarılı, dikkat çeken insanlar… Çünkü sürekli sahne ışıkları altındaymış gibi davranıyor, yarattıkları aura sayesinde de büyüleyici, karizmatik, çekici görünebiliyorlar. Sahnede olmak, onlar için her şey demek. Bu özellikleriyle zahmetsizce parlak bir kariyere ulaşmaları pek şaşırtıcı olmasa gerek. Ama bu parıltının arkasında bambaşka bir gerçek yatıyor. Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat, “Narsist insanlar değer görmek için çok çalışır, mükemmeliyetçi ve işkolik olabilirler. Bunun sonucunda da başarılı ve mutlu olurlar” diyor ve ekliyor: “Ama sıkıntı şu: Mutluluklarını sürdürmek için sürekli başarmak zorunda hisseder, sürekli onaylanma duygularının tatmin edilmesine ihtiyaç duyarlar. Bu sürdürülebilir bir mutluluk değildir. Bundan dolayı hayatlarında her zaman kaygı vardır. Sürekli olarak başarısız olma ve onay görmeme kaygısı yaşarlar. Bunun karşılığında da büyük bedel öderler. Bu açıdan bakıldığında çok başarılı olmalarına rağmen değersizlik duygusunu gideremeyen birçok Hollywood yıldızının intihar etmesi hiç şaşırtıcı değil.”

OTORİTER ANNELER VE NARSİST ÇOCUKLARI

Peki, ne oluyor da insanların içinde derin bir kendine güvensizlik oluşuyor? Anne babalar ne yapıyor da çocuklar büyüyünce birer narsiste dönüşüyor? Pedagog Adem Güneş, “Çocuklukta, özellikle annesiyle ilişkisinde problem yaşamış çocukların yetişkinlikte narsist kişilik bozukluğuna daha yatkın olduğu biliniyor” diyor ve ekliyor: “Reddedici, otoriter ve baskıcı annelerin çocukları önce içlerindeki anne yoksunluğunu bastırmayı, kendi iç dünyalarına derinleşmemeyi, fazla duygusal olmamayı, kimseye bağlanmamayı, güvenmemeyi öğreniyorlar. Annesine güvenle bağlanamayan kişi, hayata güvenle bakamıyor.” Psikanalist Otto F. Kernberg, narsist kişilikleri incelediğinde, onların genellikle agresif, kronik olarak soğuk, duyarsız, ilgisiz, görünüşte iyi işlev gören bir anne figürünün eseri olduğunu gözlemlemiş. Sevgisiz büyümüş bu çocuklar da sevgiyle dolduramadıkları benliklerini başka yanlarını abartarak doldurmaya çalışıyor.

Eğitim Bilimci Dr. Özgür Bolat’sa narsistlerin, çocuklarına koşullu sevgi sunan ailelerin ürünü olduğunu söylüyor: “Bu koşul farklı şekillerde sunulur. Çocuktan sürekli başarı beklemek, başarısızlık durumunda eleştirmek, dış kaynaklı beklentilere sahip olmak, çocuğu şekillendirme çabası, mükemmel olmasını beklemek, isteneni yapmadığı zaman eleştirmek veya aşağılamak çocukta değersizlik duygusu yaratır. Ben buna ‘Eksiklik Modeli’ diyorum. Bir de ‘Üstünlük Modeli’ vardır. Bu aileler çocuklarını eksik hissettirmez ama özgüveni yüksek olsun diye sürekli över. Çocukları iyi hissettirme çabası içindedirler. Onlara prenses ve prens gibi davranırlar. Övgüyle büyüyen bu ço cuklar da diğer insanların övgülerine bağımlı yetişir. Sürekli onaylanma ihtiyacı duyar. Bu her iki mekanizma da narsistik bireylerin ortaya çıkmasına yol açabilir. ‘Yol açabilir’ diyorum, çünkü değersizlik duygusu her zaman narsisizme yol açmaz. Narsisizm, değersizlik duygusunu kapatmanın sadece bir yoludur. Böyle yetişen bazı çocuklar utangaç veya içe dönük de olabilir. Adler, narsisizme yükseklik kompleksi der. Adler’e göre aşağılık kompleksiyle yükseklik kompleksi aynı düşüncenin iki farklı ürünüdür, yani değersizlik duygusunun. Kısacası, koşullu sevginin (eleştiri ve övgü) olduğu ailelerde, narsist bireyler yetişir. Özetle, genel olarak çocukluk çağında yaşanan korkular, başarısızlıklar, bağlılık ihtiyaçlarının karşılanmaması, anne baba yokluğu ve ihmali, sürekli eleştiri, alay edilme, aşırı övgü narsist kişiliği besleyen faktörler. ”

Bir sorun da narsisizmin tedavisinde ortaya çıkıyor. Narsistler genellikle kendilerini hasta olarak görmediklerinden profesyonel destek alma ihtiyacı da hissetmiyorlar. Genellikle depresyona girdiklerinde bir uzmana gidiyorlar. Çoğunlukla kişiliklerine dair farkındalıkları olmadığından terapistin analizlerine tepkiyle karşılık veriyor, savunmaya geçiyor, terapiyi yarım bırakıyorlar.

Küçük Bir Test 

Bir narsist nasıl anlaşılır ?

Özgür Bolat, narsisizmin farklı boyutlarını ölçmek için Dr. Ömer Antalyalı’yla birlikte bir ölçek geliştirmiş. Bu ölçekte narsisizmin iki boyutu ölçülmüş: üstünlük (superority) ve gösteriş (exhibitionism). “Aşağıdaki sorulara 5 üzerinden 5 verenler, narsistik eğilim gösterenlerdir” diyor Bolat.

1– Bir ortamda konuşmaların merkezinde olmayı severim.

2- Bütün gözlerin benim üstümde olmasını severim.

3- Sosyal bir ortamda insanlar bana ilgi göstermezse rahatsız olurum.

4- Özel bir insan olduğumu düşünüyorum.

5- Herkes benim gibi olmak ister.

6- Çoğu insandan daha yetenekliyim.

 

Posted on

DEDELERİMİZİN ŞAŞMAYAN HAVA TAHMİNLERİ

DEDELERİMİZİN ŞAŞMAYAN HAVA TAHMİNLERİ

Eskiler

hava durumu

ANADOLU İNSANININ YAYGIN OLARAK KULLANDIĞI HALK TAKVİMİ ÜSTÜN TEKNOLOJİ İLE DONATILMIŞ METEOROLOJİ KADAR DOĞRU SONUÇLAR VERİYOR

Anadolu’nun çoğu yörelerinde olduğu gibi Erzincan ve bölgesinde de kitle iletişim araçları olmadan önce (televizyon, radyo, gazete vb.) hava tahmini tecrübeye dayalı olarak yapılmaktaydı. Bu tahminlerin büyük çoğunluğunun da bugünkü bilimsel biçimde yapılan tahminler kadar doğru sonuçlar verdiği bilinmektedir. Halk, ekimini, dikimini, hasatını bu tahminlere göre yürütmüş iklim şartlarının verdiği olumsuz sonuçlardan azami derecede etkilenmemeye çalışmıştır.

Bu tahminlerin çoğu, havadaki değişmeye, bulutların durumuna, rüzgarın esme yönüne, yıldızların sıklık ve seyrekliğine vb. durumlara göre yapılmıştır. Kitle iletişim araçlarının en ücra yerlere kadar ulaşması sonucu, bu tahmin raporları artık unutulmaya yüz tutmuştur. Ancak, yaşlı insanlar bu alışkanlıklarını devam ettirmektedirler.

Halk meteorolojisi konusunu daha iyi anlayabilememiz için öncelikle halk takvimi hakkında bilgi vermek gerekir.

 HALK TAKVİMİ

Anadolu halkı da hava tahminlerinde güneşe göre düzenlenmiş Rumi takvimi kullanmışlardır. Günümüzde kullandığımız miladi yıldan 585 yıl geriye gittiğimizde rumi yıla ulaşıyoruz. Bu takvimde yıl iki bölümden oluşmaktadır. Sıcak günleri kapsayan Hızır ve soğuk günleri kapsayan Kasım günleri. 186 gün olarak kabul edilen Hızır günleri miladi 6 mayısta başlar (Hıdırellez) ve 7 Kasımda sona erer. 8 Kasımda başlayıp 5 mayısta sona eren Kasım günleri ise 180 gündür.

Ayların ise adları ile miladi takvime göre başlangıç ve bitiş tarihleri aşağıdaki şekildedir.

Ay adı (Rumi) Başlangıç

(Miladi)

Bitiş

(Miladi)

Zemheri 14 Ocak 13 Şubat
Gücük 14 Şubat 13 Mart
Mart 14 Mart 13 Nisan
Abrul 14 Nisan 13 Mayıs
Mayıs 14 Mayıs 13 Haziran
Kiraz 14 Haziran 13 Temmuz
Orak 14 Temmuz 13 Ağustos
Ağustos 14 Ağustos 13 Eylül
İlkgüz 14 Eylül 13 Ekim
Ortagüz 14 Ekim 13 Kasım
Songüz 14 Kasım 13 Aralık
Karakış 14 Aralık 13 Ocak

 

hava durumu

SAYILI GÜNLER

Kış Mervsimi:

Kış mevsimi için 90 hesabı kullanılmış ve ikiye bölünmüştür. 40 gün Zemheri. 50 gün Hamsin olmak üzere toplam 90 gün. 40 günlük Zemheri Karakış’ın 6’sında başlar ve Zemheri’nin 17’sinde biter. Kış’ın ikinci bölümü olan Hamsin, Zemheri ayının 18’inde başlar ve Mart ayının dokuzunda biter.

Gücük Yedisi:

Rumi 7 Gücük, (Miladi 20 Şubat.) Şiddetli kışlar görülür.

Gücük Yedisi için “Ya kar yağar. Kar gücük devenin kuyruğuna çıkar. Ya da sıcak olur, sıcaklık gücük iti solutur” denilmektedir.

Halk arasında Gücük ayı’nın kararsız havasını belirtmek için “Deli Gücük kudurdu” diye bir de söz vardır.

 Cemreler

1.Cemre: Gücük ayının 7.gününde (20 şubat) cemre havaya düşer. Havalar ısınmaya başlar.

2.Cemre: Gücük ayının 14. gününde (27 şubat) cemre suya düşer. Sular ısınmaya başlar.

3.Cemre: Gücük ayının 21. gününde (miladi 6 mart) cemre toprağa düşer. Toprak ısınmaya başlar.

Bede Yel(Vade Yeli):

18-21 Gücük (3-6 Mart) tarihleri arasında dört gün eser. Güneyden (Kıble) eser. Halk arasında “Deniz kıbleyi basarsa bolluk olur, yaz boyu çipintili (yağışlı) gider. Kıble denizi basarsa kurak gider, kıtlık olur” denilmektedir.

Sürü sahibi bir müslümanın kışın sonlarına doğru hayvanlarının yiyeceği biter. Çaresiz yakın köydeki gayrımüslim bir komşusuna hayvan yiyeceği için başvurur. O da kızını vermesi şartıyla yiyecek vereceğini söyler. Üzgün bir şekilde eve dönen sürü sahibi bu olayı kızına anlatır. Kız bu istek karşısında çok üzülür. Gece sabaha kadar ibadet eder ve Allah’a şöyle yalvarır: “Es bede yeli es, gavurdan benim nasibimi kes, ya bana toprak, ya sabaha yaprak.” Kızın dileği kabul edilir. Sabah olduğunda, güneş doğmuş, karlar erimiş, koyun sürüleri otlanacak kadar hava güzelleşmiş, yapraklar açmıştır.Böylece kız çirkin istekten kurtulur.

Kocakarı Soğukları(Beldir Aciz):

Gücük ayının 26. günü ile mart ayının 4. günleri (11-17 mart) arasında devam eden sayılı fırtınadır. Beldir Aciz fırtınası, “Beldir aciz, yer gök taciz” “Üçü şubatta, dördü martta” gibi sözlerle tarif edilir.bu fırtınalı günlere “Kocakarı Soğukları” adı verilir.

”Çok eski tarihlerde, bir köyde oğlakları çok sevdiği için koyun yerine keçi besleyen bir nine yaşarmış. Her yaz yaylaya çıkan nine, bir sene zamanı gelmediği halde havaların ısınmasına aldanarak gücük ayının sonunda yaylaya çıkar. Bir iki gün yaylada kalır ve havaların sıcak olması hoşuna gider. Bunun üzerine kış ayı ile alay eder. Kış ayı 4 gün 4 gece kar yağdırıp tipi estirir (Gücükün son dört günü). Ancak nine ve oğlakları ölmeyince kış, Mart ayından üç gün borç alır. Böylece 7 gün 7 gece fırtına estirir. Nine ve oğlakları ölür.

Mart Dokuzu:

Mart ayının 9. günüdür. (22 mart) Gece gündüz eşit olur. “Mart Dokuzu “ olarak bilinen bu günde, bahar başlar. Ancak bazı yıllar şiddetli fırtınalar görülebilir.

Mart Dokuzu ile ilgili olarak “Mart dokuzuna 9 kütük 9 harar saman hazırla.” Sözü yaygın olarak kullanılır. Ayrıca Mart ayı ile ilgili olarak “ Mart’ın şakası olmaz. Mart Kapıdan baktırır,kazmayı küreği yaktırır” denilmektedir.

Martın İki Dokuzu:

Mart 18(Miladi 31 Mart.) Fırtınalı geçebilir. Aldatıcı bir hava vardır.

Abrul Beşi :

Abrul ayının 5. gününde (18 nisan) görülen sayılı fırtınadır. Çok şiddetli soğuk olur. Daha önceki sıcaklara aldanarak yaylaya göç edenler geri göçerler.

Halk:

Korkma Zemheri’nin kışından, Kork Abrul’un beşinden, Öküzü ayırır eşinden ” diyerek bilmeyenleri bu fırtınaya karşı uyarır. Bu söz ile ilgili olarak halk dilinde birkaç rivayet bulunmaktadır. Bunlardan biri,aynı zamanda yöremizde yaygın olanı şudur:

” Çiftçinin iki öküzü vardır. Fırtına nedeniyle öküzlerin yiyeceği biter. Öküzün birini satar ve parasıyla diğerine yiyecek alır”

Diğer rivayet ise şudur:

Bir zamanlar adamın biri, Abrul’un beşinde öküzlerini almış çift sürmeye gitmiş. Sabah giderken hava iyiymiş, günlük, güneşlikmiş. Öğleye doğru hava birden değişmiş. Yağmur, dolu, kar, fırtına, boran birbirine karışmış. Tarla köye biraz uzakmış. Öküzün biri o soğuğa dayanamamış ve ölmüş. İşte bu olay üzerine de bu söz söylenir olmuş.”

Hıdrellez:

Abrul’un 23. günü ( 6 Mayıs) Seneyi ikiye bölen gündür. Öğleye kadar yakıcı güneş olur, öğleden sonra fırtına ile şiddetli yağış ve ardından sel olur.

Kış mevsiminin geride kalışı, yazın başlangıcı, tabiatın canlanışıdır.Bir geçiş döneminin bir dizi adetlerle kutlandığı gündür.Aynı zamanda bolluk, bereket, dileklerinin kabul edileceği Hızır ile İlyasın buluştuğu gün olarak da inanılan Hıdrellezin toplumumuzdaki yeri çok büyüktür.

Hızır AS. ile İlyas AS. birbirleriyle deniz sularının karayla temas ettiği noktada buluştuğu gün olarak bilinmektedir. Hızır Aleyiselam karayı, İlyas Aleyiselam da denizi temsil eder.Hayatın can bulması ve devamı için toprak ve güneşe ihtiyaç vardır.Bu unsurların bugünden itibaren birbirleriyle bütünleştiğine, sıkıntıların geride kaldığına, güzel günlerin başladığına inanılır.

Mayıs Yedisi:

Rumi 7 Mayıs (20 mayıs). Sayılı Fırtına. Mayıs yedisi bulutlu veya yağışlı geçerse Yaz mevsimi iyi geçer,bolluk olur. Mayıs yedisi sıcak geçerse yaz mevsimi kurak geçer ve kıtlık olur.

Gündönümü:

Kiraz’ın 12. günü (25 Haziran) gün döner. Günler kısalmaya başlar. Fırtına olabilir.

Ağustos Sıcağı(Eyyam-Bahur):

Halk takvimine göre Ağustosun ilk haftası bunaltıcı ve kavurucu sıcaklar yaşanır. Bu günlerde çobanlar sürülerini gölgelik yerlerde tutmaya çalışır.

Gündönümü:

Karakışın 12’sinde (25 Aralık) döner. Günler uzamaya başlar.

HAVA TAHMİNLERİ

  1. Mart ayının ilk sekiz günündeki hava durumuna bakılarak o yıla ait hava tahmini yapılır. Bu sekiz ay tarım işlerinin yapıldığı dönemdir. Mart ayı birinci ay kabul edilir ve her gün bir aya denk gelir. Örneğin 4 Mart’ın Kiraz ayına denk gelmesi gibi. Ay’a denk gelen günde hava nasıl ise o ay havanın o şekilde geçeceği düşünülmektedir.
  2. Bulutların batıdan doğuya hareket etmesi yağmura işarettir. Hareket doğudan batıya olursa hava açar.
  3. Öğleden önce hava bulutlar, hava kararır. Daha sonra bulutların arasından güneş çıkar (alamuk) ve batıdan Ebem Kuşağı (Gökkuşağı) çıkarsa bir süre yağmurluk gider.(Ya yedi gün yağar, ya da yedi gün sonra yağar. Ebem Kuşağı doğuda olursa kurak olur.
  4. Bahar aylarında (özellikle Abrul) dere alçak halde duman yürürse yağmur yağmaz.
  5. Dere özlerine (vadileri) parça parça duman çökerse yağış olur.
  6. Songüz’ün 15’inden sonra deniz üstünde öğleden sonra Ebem Kuşağı çıkarsa kar çok yağar (Kar yüksekliği fazla olur).
  7. Karakış ve Zemheri aylarında gök gürlerse kış bölünür.
  8. Karakış gündönümünde Kömüş (Manda) göle yatarsa “Allah sonunu hayır etsin,kış bahara uzadı “ denilir.
  9. Kurbağaların topluca bağırması yağmura işarettir.
  10. Ağaçların yapraklarının alttan yukarı sararması kışın çok olacağının işaretidir.
  11. Töngel ve pelit kozağı çok olursa o yıl kış çok olur.
  12. kışın meyveler çiçek açarsa (vakitsiz) o yıl ölüm çok olur.
  13. Zemheri ayında yağmur yağacağına katran yağsa daha iyidir.
  14. Akşamdan bulut kızarırsa hava açar,sabah bulut kızarırsa yağmur yağar.
  15. Bakla,bezelye vb. ayın eskisinde(Dolunay) ekilir. Ürün verimi iyi olur ve iyi pişer. Ayın yenisinde ekilirse iyi ürün vermez ve pişmez.
  16. Karakış karadan, Zemheri aradan,Gücük az,Mart yaz.

RÜZGARLAR:

Güneyden esen Rüzgarlara Kıble veya Ağyel adı verilir. Kuzeyden esenlere ise Karayel adı verilir. Rüzgar kuzeyden esiyor yerine “Denizden esiyor” sözü de yaygın olarak kullanılır. Kıbleden esen rüzgarlar sıcak, denizden esenler soğuktur.

Kiraz ayının başından Ağustos ortalarına kadar (10 Ağustos’a kadar) güneyden(kıbleden) esen ve kavurucu etki yapan sıcak rüzgarlara “Samyeli” adı verilir.

Posted on

Puslu, karışık bir kışın ardından

Yazın gelişi, puslu günlerin sonunda İstanbul’da bir sabah denizin üzerindeki pırıltıyla uyanmak bana hep yeni bir başlangıç hissi verir.

Bir şeyden çok eminim ki ben kış insanı değilim… Öyle dağların tepesine tırmanıp kayak yapmak filan da bana göre şeyler değil.
1-2 kere gittim, iki tur attıktan sonra oturup manzara seyredip kitap okudum.
Takdir edersiniz ki o kadar yolu kitap okumaya gitmek pek mantıklı olmuyor. Arkadaşlar da sürekli benimle ilgilenmek zorunda hissediyor. Onlara da acıdım ve bu kış sporları olayını yıllar önce bıraktım. Continue reading Puslu, karışık bir kışın ardından

Posted on

Kendini tanımadan geçirdiğin yıllar

Kendini tanımadan geçirdiğin yıllar

Eninde sonunda gelin olacak kızlar…

18 yaşıma bir geleyim bardan diskodan çıkmam, 20’de durulurum, 21’de aşık olduğum ünlü şarkıcıyla evlendim mi bir sene sonra da bebek oh mis. Gelecek planım bu şekildeydi. İş güç desen, nedense çocukken meslek denilen şeyin para kazanmak için bize gerekli olan statü olduğunu anlamıyordum. Ne bileyim, büyüyünce otomatik olarak paran oluyordur herhalde diye düşünüyordum. ‘Büyüyünce ne olacaksın?’ diye sorulduğu zaman bunun diğer anlamının, ‘Büyüyünce ne kadar kazanacaksın?’ olduğunu ne bilelim. Doktor olmak isteyenler vardı mesela, evlerinde hasta dedesi, dayısı olduğu için büyüyünce onu kurtaracağını düşünüyordu. Avukat olmak isteyen arkadaşım vardı, annesini ve babasını boşayan o kadın gibi olmamak içinmiş. Şarkıcı olmak isteyenin evinde büyük ihtimalle sürekli Kral TV açıktı. Dansöz olmak isteyen de vardı, şimdi haklarını yemeyelim hatta bayağı fazlaydı. Önce astronot olmak istedim, dünya çok sıkıcıydı, dağ taş hep aynıydı. Başka evrenler, galaksiler, kim bilir nasıl hayatlar vardı. Ardından üşendim, onca yolu gitmeye, ‘gelin’ olmak istediğimi söyledim orada burada. Ne işin olursa olsun, eninde sonunda gelin olacaktın nasılsa.

Okulunu birincilikle bitir

Nobel ödülleri al, zekan arşa değsin. Halanın ilk soracağı soru, ‘Ee yok mu biri?’ En azından bir şıkkı elerim diye düşünüyordum. Sonra aşk mevzusu vardı, ben Kerim Tekin’e aşıktım. Büyüyünce onun gelini olacaktım. Gelecek planım da hazırdı, beni cici babamdan isteyecekti. Kafam çok rahattı. Sonra bir gün, bir sabah ölümün ne olduğunu Kerim Tekin sayesinde öğrendim. Kerim Tekin’i araba kazasında kaybetmiştik. Nasıl olurdu ya, evlenecektik biz. Tamam daha tanışmıyorduk ama ben büyüyünce tanışacaktık. Üstelik ölümün bir çaresi, bir geri dönüşü yoktu. Plan yapmamam gerektiğini ilk o an anladım. O zamana kadar geleceğimle ilgili hiçbir şey düşünmemiştim ve panik yaşamaya başladım. Normal olanının, bu panikle derslerime sıkı sıkı sarılmam olması lazımdı ama zaten derslerim hep iyiydi. Tam tersi, kara kara düşünmeye başladım. Her gün ne olacağımı, ne yapacağımı, nasıl öleceğimi… Öyle böyle 18 oldum. Bardan diskodan çıkmam zannediyordum ama kimse bana eğitim sisteminin bu denli zor olduğunu söylememişti.

Aslında zor desen değil.

Kolay desen hiç değil. Sadece ezber. Bütün vaktimi evde hiçbir şey öğrenmeden, hayatıma zerre katkısı olmayan bilgileri ezberlemekle geçirdim. Üniversitede çılgınca eğlenecektim güya, kimse bana şehir dışında okumanın maliyetini de anlatmamıştı. Hem okul hem iş derken 20 yaşında evlenme planım da suya düştü. Ne zaman plan yapsam hep bir falso çıkıyordu. Plan yapmaktan, geleceği düşünmekten öylesine korkmaya başladım ki rüzgar beni nereye iterse orada yaşadım. Bir yıl içinde 4-5 ev hatta şehir değiştiriyordum. Eşyalara bağımlılığım yoktu, insanlara da yoktu aslında. Sadece aşık olduğum birkaç adama. Onlar da sağ olsun her seferinde yaptığımın yanlış olduğunu suratıma suratıma geçiriyorlardı. Sorumsuz, ilgisiz, yer yer duygusuz olmaya başladım. Ardından o hiç geçmeyen zaman, bir anda roket gibi yanımdan geçip gitmeye başladı. Öyle hızına yetişemiyordum ki bir süre oturdum izledim. İnsanların hayatlarını, yanlışlarını, doğrunun ne olduğunu o hızla geçen kargaşa arasında ayıklamaya çalıştım. Ucundan, kıyısından tutayım da bir gireyim dedim, zaman kabul etmedi.

Ya çok geç kalmıştım ya çok erken gelmiştim.

Ama son senelerde bir şey oldu, sanırım büyümek deniliyor buna. Artık insanları değil, etrafı değil, başkasının bana biçtiği kılıfı değil kendimi düşünmeye başladım.

Kendimi keşfetmeye, tanımaya… Bazen nefret ettim bazen çok sevdim. Ara ara gurur duydum. Çoğu zaman tiksindim, utandım, güldüm. Bir evcil hayvan sahiplendim, bu sayede o hiç olmayan sorumsuzluğumu biraz törpüledim. Sonra bir tane, bir tane daha derken, ‘Tamam lan sen de abartma’ diye bir durdum. Ardından ne olursa olsun oturduğum evden taşınmayacağımın sözünü verdim kendime. Bu süreçte tabii evren hep oyununu oynadı. Komşular bizi istemedi, ev iki kez satıldı, en son Almanya’dan yeğeni gelip oturacaktı yine de çıkmadım evden. Aa bu arada evlendim, üstelik ışık hızıyla. Senelerce oturup bekledim bir halt olmadı, bir anda pat diye oldu valla ben hala şok!

Hayal ettiğimden de güzel bir meslek sahibi oldum.

Sonra anladım plan yaptıkça neden hep tökezlediğimi. Kendimi o kadar tanımıyordum, o kadar yabancıydım ki istediğim, kurduğum, düşlediğimi zannettiğim her şey benim dışımdaydı. Bana uymuyordu, zaten olmayacaktı. Hep en kolayı seçerek, kolum kanadım kıpırdamasın dedim. Onu bile başaramayınca özgüvenimi yitirdim. Astronot olmaktan vazgeçmemem lazımdı mesela. Olmasam da bu ülke uzay bilimlerine önem vermiyor der, çıkardım işin içinden. Evlenemedim ühü ühü diye ağlamaktan daha vizyonlu en azından. O yüzden, yaptığınız planlarda sürekli sorun çıkıyorsa, demek ki size uymayan şeyleri düşlüyorsunuz. Önce kendini tanımak olay. Bak sevmek demiyorum, ona daha var. Bu kadar içini dışını, her zerreni biliyorsun yahu, sevmek o kadar kolay mı? Yeni yılın kutlu olsun. Yeni yıl sana, seni getirsin.

Posted on

Erkeğin R noktası

Erkeğin R noktası,R,R yapmak nedir,
Erkeğin R noktası,R,R yapmak nedir,
Bu da neyin nesi? Bir çeşit ‘geri vites sendromu’. Yani tam ‘işte o adam’ dediğimizde yok olan erkeklere rotamızı çeviriyoruz şimdi…

Yazı: Simay Engür

‘G’ meselesinin kadın-erkek ilişkilerinde atardamar olduğu aşikar. Onlarca yıl ilişki uzmanları, cinsel terapistler ve biz kadınlar dümeni bu yöne kırdık, malum noktayı aradık durduk. Mesele çözüldü, çözülüyor derken ise yeni bir konu noktalanmayı bekliyor; erkeklerin ‘R’ noktası!

ARGODA SIK SIK KARŞIMIZA ÇIKAN ‘GERİ VİTES’ KAVRAMINI ERKEĞİN BİR KADINDAN TAM GAZ KAÇIŞI OLARAK DA İFADE EDEBİLİRİZ. Nedensiz zannettiğimiz şok ayrılıkların altında erkek arkadaşımız ya da eşimizin R noktasına bilmeden indirdiğimiz sert ve ritmik darbeler yatabiliyor. Biz aşkın çiçek bahçesinde koşarken ortamı bir kaos ortamına çeviren erkekler de şüphesiz bizim de etkimizle topuklamak için yol aramaya başlıyor. Bu durum sadece yeni başlayan ilişkilerde değil uzun soluklu ilişkilerde bile ansızın devreye girebiliyor. Peki bize ne yapmak düşüyor? Cevap basit: R noktasını bulmak!

ONUN PSİKOLOJİSİ, ONUN KARARI

Tahmin edeceğiniz gibi bir kadının G noktasını bulmak ne kadar zorsa, erkeğin R noktalarına genel bir açıklık getirmek de bir o kadar güç. Elbette ki her insanın soğuma nedeni ve ters yöne koşma hızı farklı fakat erkeklerin son düzlükte bir anda vitesi geriye almalarının bir nedeni olmalı. İlk kural kendini suçlamamak. Karşınızdaki insanın sizden uzaklaşmasının nedeni sizin yaptıklarınızdan çok onun psikolojisiyle ilgili. Klinik Psikolog Zeren Okçuoğlu Kadıoğlu; “Bazen kadınlar, eksik ya da hatalı yaptıkları bir şey olup olmadığını sorgulasalar da aslında çoğu zaman süreç karşıdaki kişinin psikolojisiyle ilgili. Yani her ilişki bireyin kendi dinamiklerine ait şeyleri canlandırıyor ve bunlardan bazıları kişiye iyi gelmeyebiliyor. Bu da bir erkeğin ilişkiye devam edemeyeceğini hissetmesine neden olabiliyor” diyor.

GÜÇSÜZ CÜCE SENDROMU

Virginia Woolf, varolan muğlak durumun peçesini ‘Kendine Ait Bir Oda’ kitabında şöyle aralıyor: “Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler. Uygar toplumlarda hangi işe yararlarsa yarasınlar, bütün şiddet ya da kahramanlık eylemlerinde aynalar gereklidir. İşte bu yüzden Napolyon da Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor.” Yani çoğu erkek için kadınlar ayna niteliği görüyor. Yansımalardan hoşlanmazlarsa, mevcut aynayı yok etme yolunu seçiyorlar. Klinik Psikolog Kadıoğlu erkeğin ani geri vitesinin ardındaki sebeplerden birini hiç de uzak olmadığımız bir yaklaşıma bağlıyor: “Çocukluğumuzdan beri öğrenmiş olduğumuz bazı öğretiler erkeğin kadından statü olarak daha üstün olması gerektiğini yoksa bu ilişkinin/evliliğin yürümeyeceğini gösteriyor. Son yıllarda kadın-erkek arasındaki fark gittikçe yok olmaya başladığı için bu inanış eskisi kadar geçerliliğini korumasa da; kendi statüsünün çok üzerinde bir kadınla ilişkisinin olması bazı erkekleri kaygılandırıyor ve özgüven sorunu yaratıyor.” Yani ataerkil normların aksine ne istediğini bilen, güçlü ve geleneksele başkaldıran bir kadın; karşısındaki erkeğe psikolojik boyutta 7 Cüceler’e 8’inci olmaya adaymış gibi hissettiriyor. Peki sonuç? Tabii ki vites yine geriye alınıyor ve gaza basılıyor.

PASİF OLMA!

Erkeklerin her ilişkide iktidara oynadığı doğru fakat kadının edilgenliği bir süre sonra can sıkıcı olabiliyor. Birlikte çıkılan ilk akşam yemeğinde hangi boş masaya oturmanız gerektiğini bilmiyorsanız ya da sohbet esnasında devamlı ‘sen bilirsin’ diyorsanız kolay lokmalığın titreşimlerini karşı tarafa yollamış oluyorsunuz. Bu titreşimlerse erkeğin beynindeki R noktasını harekete geçirmeye yetiyor. Tamamen karşısındaki erkeğe göre hayatını düzenleyen, kendi doğruları olmayan, fazlaca uyumlu, sürekli kendini kurban etme pozisyonunda olan kadınlar bir noktadan sonra erkeklere sıkıcı gelmeye başlıyor. O zaman ne yapmamız gerekiyor? Hayatta mutlaka bazı prensiplere sahip olmalıyız. Erkekler, hamle yapmalarını gerektirmeyecek bir iktidardan genellikle hoşlanmıyor hatta sınırları belli plastik bir ilişkidense, prensipleri için direnen bir kadının rahatsız edici hazzı onlara daha cazip gelebiliyor.

GÖRÜNTÜ ÖNEMLİ

Kadın-erkek arasındaki psikolojik savaş elbette ki çok sert geçiyor ama işin bir de fizyolojik boyutu var. İlk buluşmada da, ilişkinin ilerleyen evrelerinde de kişisel bakım önemli konu! Eğer istenmeyen tüylere, bakımsız görünen el ve ayaklara sahipseniz tebrikler! Muasır temizlik seviyesinin ve geri vitese takmış bir erkeğin arkasından el sallayabilirsiniz. Öyle ki bakımlı olmak hem partnerinizi hem de öz saygınızı yitirmemek adına oldukça önemli. Tüm bunlara rağmen bakımlı olmakla ‘şatafat’ arasındaki kalın çizgiye dikkat etmek gerekiyor. Çünkü kusursuzluğa koşar adım ulaşmaya çalışırken; eğer profesyonel değilsek vlogger’lardan izleyip uygulamaya çalıştığımız makyaj teknikleri bizi “O palyaço benim…” durumuna getirebiliyor. Özellikle ilk buluşmalarda bırakılan izlenimin önemi gereği rafine bir görünüm tercih etmek gerekiyor; aksi takdirde yanlış kontur uygulamaları sonucunda içine düşebileceğiniz ‘rezilliğin’ R’si erkeğin beyninde geri vitese bağlanıyor. Korseler, dolgulu sütyenler ve kadınların rutinine girmiş pek çok hileye bakılırsa; gizlediğimiz daha onlarca sırrımız olduğu aşikar fakat günü kurtarmak için yapılan her türlü güzellik illüzyonu, ‘gerçek sen’ apaçık olana kadar partnerinizi yanınızda tutabilir.

SAHİPLENMEK NEREYE KADAR?

İlişkiler söz konusu olduğunda kadınlar, genellikle Sezen Aksu şarkılarına çaput bağlıyor desek yanlış olmaz. Minik Serçe’nin pek çok şarkısı benzer prototipte kadınlara değiniyor; tuttuğunu kopartan, inadına aşık ama yeri gelince de ille de unutan! Edilgen ve etken kadının iki karşıt dünya olduğunu söylemiştik fakat bir konu var ki, o noktada şansı baskın olmaktan yana zorlamak pek yararlı olmuyor. Uzak durulması gerekenler sıralamasının bir numarasındayız: Israrcılık! Bir ilişkiye henüz yeni adım atarken ‘Beni al onu alma’ tavrını benimseyen kadınlar, hem ısrarın hem de erkenden sahiplenmenin dozunu artırdığı için erkekler tarafından itici bulunuyor. “Şüpheci yaklaşmak, kaybetme kaygısı nedeniyle partnerin sosyal ilişkilerini kısıtlamak ve aşırı sorgulayıcı olmak ilişkiye zarar veriyor. Bağlanmakla, bağlı kalmakla ilgili problemi olan bir erkeğin çokça üzerine düşmek, gitmesin diye aşırı ilgi ve sevgi göstermek bir işe yaramayabiliyor” diyor Klinik Psikolog Kadıoğlu, ayrıca fazla kıskanç olmanın özgüven sorunlarıyla ilişkisi olduğunu ve bu durum boğucu olduğu için de ilişkiyi bozacağını belirtiyor. Kabul etmek gerekiyor ki erkeklerin geri vitese takıp tam gaz uzaklaşmalarının en büyük sebeplerinden birisi de, hayatlarına yeni aldıkları biricik kadının diğer tüm kadınları ekarte edeceği gerçeği. Erkekler, sırça fanuslarında yalnızca bir kadını misafir etme sorumluluğunu fark ettikleri an vitesi çeşitliliğin olduğu yere doğru ileriye takabiliyor. Gaza basmaması içinse biraz sakin olmak gerekiyor.

ERKEKLERE SORDUK

“Bir kadınla ilk kez buluşuyorsam, bu fiziksel özelliklerini beğendiğim anlamına gelir. Devamında karakteri ve yaşamındaki detaylara takılabilirim. Örneğin statü olarak benden yüksek ya da zeki bir kadın olması beni rahatsız eder ve ikinci buluşma hiç gerçekleşmeyebilir.” Aykut, 38 yaşında, Mimar 

“Ben bir kadına yaklaşırken oldukça titiz ve takıntılı davranırım. Bir ilişkiye başlama sürecine kadar yaptığım çeşitli totemlerim bile vardır. İnce yaptığım planlar ve heyecanlı bekleyişimin sonunda, hoşlandığım kadının kolay elde edilebilir ve yönlendirilebilir bir yapıda olduğunu fark ettiğimde arkama bakmadan kaçtığım çok oldu.” Metin, 27 yaşında, Muhabir

“Hayatımda yalnızca iki kişi oldu ve her ikisi de eğer ben ayrılmasaydım evliliğe gidebilecek ilişkilerdi. Güzellik benim için bir tercih sebebi olamaz fakat her iki ciddi birlikteliğimden de kaçma nedenim dünyaya bakışı, yemek zevkleri ve genel kültür seviyesi gibi uzun vadede ortaya çıkan konularda beklentimi karşılayamadıklarını fark edişimdi.” Can, 32 yaşında, Eczacı

“Tutarsız bir kadın gördüğüm zaman, oradan kaçacak yer ararım. Örneğin yeşil sevmediğini söyleyip, ertesi gün yeşil bir kazak giymesi bile çok iticidir benim için. Genellikle ne istediğini bilmeyen; özgün veya hazır cevap olmayan bir kadın gördüğümde geri vitese takıp uzaklaşıyorum.” Korhan, 23 yaşında, Öğrenci

 

 

 

Posted on

Instagram’da Fenomenliğe Giden Yolda İlerleme Yöntemleri

Instagram’da Fenomenliğe Giden Yolda İlerleme Yöntemleri
Instagram’da Fenomenliğe Giden Yolda İlerleme Yöntemleri
Instagram’da Fenomenliğe Giden Yolda İlerleme Yöntemleri

İnstagram, en popüler fotoğraf ve video paylaşımı yapılan sosyal medya siteleri arasında Facebook’u yerinden edip birincilik koltuğuna oturduğundan beri İnstagram kullanıcıları arasında popülerlik kaygısı en büyük sorun haline geldi. Siz de bu yazıyı okuduğunuza göre bu konularla bir nebze de olsa ilgilisiniz, haydi itiraf edin. Endişelenmenize gerek yok, instagram popülerliği arayışındaysanız kesinlikle doğru yerdesiniz.

İnstagram dünyasının parlayan yıldızlarını hepimiz biliriz. Bir paylaşımları on binlerce like alır, her ana sayfayı açtığımızda bu kullanıcıların birbirinden popüler paylaşımları çıkar karşımıza. Peki nasıl oluyor da bu kadar popüler olmayı başarıyorlar diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Şunu belirtmeliyiz ki bu fenomenler de başlangıçta bizler gibi birkaç takipçili basit hesaplarla atıldılar instagram dünyasına. Ama uyguladıkları birçok taktik ve özenle yapılmış paylaşımları onları zirveye taşımayı başardı. Bu yazımızda biz de bu yöntemleri teker teker size anlatacağız.

Beğendiğiniz Fotoğraflar Sizin Kaderinizi Belirler

Bol instagram takipçi sayısına sahip popüler instagram kullanıcılarının hesaplarını takip etmeniz, bu hesaplardaki videoları ve çeşitli paylaşımları, hatta ürün tanıtımı gibi farklı niteliklerdeki paylaşımları beğenmeniz sizin diğer instagram kullanıcıları tarafından görülme oranınızı arttıracaktır. Bu da demek oluyor ki sizi görüp, beğenip takip etme ihtimalleri artacak! Tam da istediğimiz şey buydu değil mi? O halde hemen uygulamaya geçelim.

Düzeni Bozmadan Paylaşımlara Devam

Bir gün harika bir paylaşım yapıp hatırı sayılır bir beğeni almış olabiliriz. Ama bunu düzenli bir şekilde tekrarlamazsak; başka bir deyişle hesabımız bir gün aktif diğer gün hareketsiz olursa o paylaşımları görüp beğenip takipçi kitlemize giren kullanıcılar ertesi gün takibi bırakacaklardır. Bunun önüne geçmek, gelen takipçilerimizi günden güne arttırmak için İnstagram’da düzenli ve kaliteli paylaşımlar yapmak şart.

Hashtag Kullanımına Özen Gösterin

Kişisel hesaplarımızda takipçi sayımızı arttırmak paylaşımlarınıza etkileyici ve ilgili hashtagler ekleyin. Bu da sizin İnstagram’da görülme oranınızı arttırarak takipçi kitlenizi çoğaltmanız konusunda etkili bir yol olacaktır.

İnstagram Takipçisi Satın Alın

Yeni geliştirilmeye başlanan hesaplarda ilk aşamada takipçi kitlesini arttırmak için küçük destekler olmazsa olmazdır. Çünkü bu işte en zor kısım başlangıç kısmıdır. İnstagram takipçi satın al seçenekleri günümüzde bütçelerimizi sarsmayacak kadar uygun fiyatlarla satılmaya başlandı. Bu işlemi yapmak için en güvenilir takipçi satıcısı olan Extlikes, size dilediğiniz sayıda takipçiyi uygun fiyatlı ve garantili yöntemlerle sağlayacaktır.

Beğeni Sayınızı Yüksek Tutun

Takipçi sayımızın artmasında en önemli kriterlerden bir diğeri de yaptığımız paylaşımların beğeni sayılarıdır. Paylaşımları beğenilmeyen bir hesabı kim takip etmek ister ki? Bu nedenle takipçi satın alırken yanında bir miktar da İnstagram beğeni satın al seçeneklerinden faydalanmak doğru bir karar olacaktır. Extlikes uygun fiyatlı beğeni paketlerini sizlere en güvenilir yoldan sağlıyor.

Son Dokunuşlar

Paylaşım yaparken etkileyici efekt ve filtreler kullanarak paylaşımları daha cazip hale getirmeyi unutmayın. Ayrıca insanların sosyal medyayı daha aktif olarak kullandığı özellikle hafta sonu tatillerinde paylaşım sıklığınızı kaliteden ödün vermeden arttırmak, sizin görülme oranınızı arttıracak bir diğer faktör olup takipçi sayınızda önemli bir artış sağlayacaktır.

Bunların yanı sıra İnstagram tarihine adını kazımış ünlü fenomenleri takip etmeyi ihmal etmeyin. Onlar İnstagram dünyasında yükselişinizde sizin için önemli rol oynayacak. Bir diğer husus ise instagram hesabınızı diğer sosyal ağlarınızla bağlantılı hale getirmeniz gerekliliğidir. Tabii ki bağlantı kuracağınız diğer sosyal medya hesaplarınızın kalitesinin de çok önemli olduğunu unutmayın.

Son olarak Instagram hesabınızın bütün ayrıntıları için Extlikes’ın sunduğu hizmetlerden de faydalanabilmeniz mümkün. İzlemeniz için Youtube videosunu paylaşıyoruz.

Tüm bu saydıklarımızı uyguladıktan sonra sizi de İnstagram fenomenlerinin büyülü dünyası arasında görebileceğimizden eminiz. Yalnızca söylediğimiz adımları uygulayıp gerisini keyifle izleyin.

Posted on

ROMANTİZME CESARETİNİZ VAR MI?

ROMANTİZME CESARETİNİZ VAR MI?

ROMANTİZME CESARETİNİZ VAR MI?,selin miloşyan,romantizim,romantizim ve cesaret.romantizime cesaretin varmı,romantik erkek,romantik kadın,romantizim nedir

Mürekkep izi taşıyan aşk mektuplarının, beklenmedik şekilde kapımıza bırakılan çiçeklerin bizi şaşırttığı bir dönemdeyiz. Fransız filozof JeanCassien Billier’nin “Seks her yerdeyse aslında hiçbir yerdedir” sözleri; tek gecelik ilişkilerin, sms, eposta ve tweet’lerin yönlendirdiği hızlı ve mekanik bir hayatın, her şeyin ulaşılabilir olmasının yarattığı aleladeliğinin ve heyecansızlığın damga vurduğu bir zaman diliminde yaşadığımızı hatırlatıyor. Tüm bunlar bünyemize yüksek dozda enjekte edilirken bambaşka bir duyguya, biraz şefkate, yavaşlamış ve uğruna çaba sarf edilen ilişkilere, Fransa’da yok satan David Foenkinos’un kitabının da başlığı olan ve “İncelik” kelimesiyle Türkçeleştirebileceğimiz “Délicatesse”e ihtiyacımız var belki… Kitap aniden eşini kaybetmiş dul bir kadının, çok hoş ve etkileyici patronunun yakışıksız ve ısrarcı tekliflerini geri çevirip daha sıradan fakat incelikli tavırlarıyla dikkat çeken bir erkeğe âşık olmasını konu ediyor. Evet, biraz incelik, nezaket ve romantizm istiyoruz artık. Sadece ilişkilerde değil; hayatın her alanında, iş dünyasının kaosunda, sosyal yaşamda, seçtiğimiz kıyafetlerde, hal ve tavırlarımızda, okuduğumuz kitaptan seyrettiğimiz filme romantizm arıyor, ona özlem duyuyoruz. Ama aptalca, çiğ ve çocuksu bir romantizmden ziyade; duyguların ağır bastığı, özen ve dikkat isteyen, sabrın ve yavaşlığın öne çıktığı bir manzaraya dahil olmak istiyoruz. İşte en zoru da bu… En zoru; içinde yaşadığımız hedonist çağda romantik olmayı öğrenebilmek ve bu şekilde gerçek hazzı yakalamak. Peki, gerçek romantizme cesaretiniz var mı?

İLİŞKİLERDE “FIN AMOR” DÖNEMİ

Geçen mayıs ayında Le Parisien Gazetesi’nin yaptığı bir araştırma, gençlerin yüzde 67’sinin sms yerine mektup almayı özlediklerini ortaya koydu. “Cinsel terörizm”in yaşandığı bu sınırsız özgürlükler çağında, Ortaçağ Avrupası’nın “fin amor” diye tanımladığı ince aşka, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Duyguları açığa çıkarmaktan korkmadan ince aşka özgü bir yiğitlikle kalbini açmak, karşındakini tanımaya çalışmak ve beklemek. Ama sanki önceden kurgulanmış bir aşk stratejisi izler gibi değil de; duyguların peşine takılarak beklemek, hesapsız ve kitapsız… İşte tüm bu süreçtir zevki katlayan, cinsel mutluluğu doruğa taşıyan. Romantik kişi; uğruna çabaladığı aşkını sıradanlaştırmadığı, yüksek bir mertebeye koyduğu ve ona nazik davrandığı için, kavuştuğunda bir orgazmdan daha da kuvvetli duygular yaşayacaktır. Gerçek romantikler asla cinselliğe sırt çevirmez, sadece daha kaliteli ve daha heyecanlı bir seks için yavaş ve özenli hareket ederler. Cinselliğin banalleştirilmesine son verilip onun tekrar kutsallaştırılmasında, daha şık ilişkiler kurabilmekte yatıyor gerçek romantizm. Cinselliği sadece genital organlara indirgemeden, onu bakışlarda, ten kokusunda ya da bir öpücükte aramaktır ince aşk.

KİTAPLARDA, MÜZİK VE SİNEMADA AŞK!

Geçen ağustos ayında yayımlanan Contribution A la Théorie du Baiser kitabıyla öpüşmenin farklı kültürlerdeki yerine ve çeşitli öpüşme tekniklerine göz atan filozofyazar Alexandre Lacroix, tam da bahsettiğimiz noktaya değiniyor ve bir öpüşmenin inceliğinde arıyor romantizmi. Ağustos 2011’de Can Yayınları’ndan çıkan Aşka Övgü kitabı da, aşkı yücelten bir çalışma. Fransa’nın en çok okunan yazar ve felsefecisi Alain Badiou, kitapta çıkarı ve güvenliği her şeyin üstünde tutan günümüz dünyasında tehdit altında gördüğü aşkı yeniden keşfetmeye çağırıyor bizi.

Aşkı okumanın yanı sıra; onu dinliyor ve seyrediyoruz. Ocak 2012’de piyasaya çıkan Göksel’in son albümü “Bende Bi’ Aşk Var”, duygusal şarkılarıyla bize aşkı hatırlatıp yaşatırken; ona düşkünlüğümüzü müzikal boyutta gözler önüne seriyor. Şubat 2011’de gösterime giren Aşk Tesadüfleri Sever ve iki kez beyazperdeye konuk olup DVD’si yok satan İncir Reçeli; aşkın engellerle nasıl başa çıkabildiğini, “ince aşka” özgü bir kahramanlık ve fedakarlık duygusuyla nasıl yaşandığını gösteren filmler olarak aşk yolculuğunun romantik nitelemelerinden sayılabilir. Aşkın değersizleşti(rildi)ği günümüzde, romantik bir dönem filmi olan Jane Eyre’i seyretmek; gerçek aşk için katlanılan zorlukları görmek açısından önemliydi. 9 Şubat28 Mart tarihleri arasında Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde görülebilecek olan İsmail Acar’ın “Aşk” adlı retrospektifiyse, Sultan Abdülaziz’in Napolyon III’ün eşi Eugenie’ye olan aşkını gözler önüne seriyor.

OFİSTE DE BİRAZ DUYGU VE SEVGİ
Kaba ve inceliksiz ilişkiler, sosyal hayatta da sevimsiz ve duygusuz ortamlar yaratıyor. Fransız Trend Tahmin Ajansı Nelly Rodi’nin trend avcılarından Vincent Gregoire, “Dünyamız çok duyarsızlaştı. Ekonomik krizler, skandallar, çeşitli yolsuzluklar ve kuralsızlık, insanları daha saygılı ve sevgi dolu ilişkilere hasret bıraktı” diyor. Toplumumuzdaki adalet duygusu ve hukuka olan inancı körelten Ergenekon davası, dünyanın en önemli uluslararası mali kurumlarından biri olan IMF eski başkanı Dominique StraussKahn’nun cinsel taciz suçlamasıyla göz altına alınması; özensiz, duyarsız ve sevgisiz bir dönemde yaşadığımızı gösteriyor. Katı kurallara dayalı iş hayatı da bu şartlardan payını alıyor. Yaşam koçları işten çıkarılma stresi ve ekonomik kriz korkusuna karşı çalışma ortamlarını duygusallaştığından dem vuruyor. Öyle ki ofis hayatına renk katan öğle yemeği araları, doğum günü partileri, iş çıkışı gezmeleri ve çalışanla işveren arasında gerek duyulan diyalog ve etkileşim; insanların geleceğe daha pozitif bakmalarına katkıda bulunurken, her alanda hakim olan katı bireyselciliği bir nebze de olsa kırmayı başarıyor.


“ROMANTİZME CESARET ETMEK, SAMİMİYETTEN KORKMAMAK DEMEK!”

Psikoterapist Çağatay Öztürk, ilişkilerde romantizmi yakalamak için çiftlere tavsiyelerde bulunuyor.
“Kadınların, erkeklerdeki gücü devralmak adına son dönemde artık onlardan daha tüketici hale gelmeye başlaması, romantizmi kapitalizme yenik düşürdü. Kısaca romantizmi öldüren koşullar, biraz da kadınların erkeksileşmesiyle ilgili. Çiftlere romantizmle ilgili şu tür önerilerde bulunabilirim: Öncelikle birbirlerine her şeyi hazır sunmasınlar, gizemli olsunlar, sürprizler hazırlasınlar, ait olma ve birey olma özelliğini dengelesinler ve sembolik iletişime önem versinler (Peçetenin rengi, aldıkları çiçeğin anlamı gibi). İlişkilerde romantizmi canlandırmak için zihinsel, ruhsal ve fiziksel iletişime önem vermek gerekiyor. Romantizme cesaret etmek, samimiyetten korkmamak demek.”

ÖZLEM SÜER ROMANTİZMİ ANLATIYOR

Akademisyen ve moda tasarımcısı Özlem Süer; saçtan makyaja, modadan şov dünyasına romantizm akımını mercek altına alıyor.
“Son dönemde romantizm moda dünyasıyla sıkı bir flört yaşıyor. Yıka ve çık, bir lastikle topla gitsin diye adlandırılan saç modelleri, kemik tokalar ve krepe etkileriyle güçlenerek boy gösteriyor. Antika takılar, modern parçalarla sentezlense bile kadınlar daha çok yaşanmışlık hissi veren aksesuarları tercih etmeye başlıyor. Her parmakta bir sembol ifade eden yüzükler, çoklu zincir kolyeler, sallantılı barok küpeler; Viktoryen kol detaylı, yüksek fırfır yakalı kombinlerin tamamlayıcı parçası oluyor. Dev çantalar yerlerini minik vintage kutu çantalara bırakıyor. Ayakkabılar Mary Jane tarzına dönüşü simgeliyor. Etek boyları uzarken, diz üstü kalın örgü çoraplar gündeme geliyor. Kadife kumaşlar ve kurdelele, her yerde artık. iPad’den kitap okumak yerine, antika bir ayraçla sayfası belirlenen basılı kitaplar masalarda yer alıyor. Modern makyaj teknikleri varla yok arası bir etkiyle yüze adapte edilirken; sağlıklı pembe yanaklar, kalın kaşlar ve pudra rengi dudaklar dikkat çekiyor.

İÇİNİZDEKİ “SİNDİRELLA”YI UYANDIRMAK

Romantizmin dönüşü, bir anlamda anneannelerimizden kalma kaybolmuş değerlere sahip çıkmak olarak da okunabilir. Öyle ki, asla katı bir ahlakçılığa düşmeden kadınerkek ilişkilerinde aradığımız aşk ve duygusallık, hayatımızın farklı köşelerine biraz olsun incelik ve nezaket serpiştirmekle devam ediyor. Aşırı özgürlükler çağında kurallara ve geleneksel değerlere bağlı kalarak yaşamanın gerekli olduğunu savunan “preppy” akımının sadece bir düşünce sistemi olarak değil de, bir giyim tarzı şeklinde moda dünyasında öne çıkması; yine bu estetik arayışının, hayatımıza anlam ve değer katmanın dışa vurumu olarak okunabilir. Missouri doğumlu ünlü moda yazarı Derek Blasberg’in, New York Times’ın en çok satanlar listesinde yer alan kitabı Classy: Exceptional Advice for the Extremely Modern Lady’nin böyle bir ortamda kaleme alınması tesadüf olmasa gerek. Blasberg, kitapta giyim kuşam, toplumsal davranış kuralları, kadın-erkek ilişkileri gibi konularda “klas” olmanın anahtarını mizahi bir dille verirken, “Gerçek bir hanımefendi önemli bir yemekte telefonunu kapatır, sağduyu sahibidir, kendine güvenir, girdiği ortamlara göre nasıl giyinmesini, yeni tanıştığı erkeğe nasıl mesajlar vereceğini çok iyi bilir” diyor.

Kısaca cinsel terörün, sevgisizlik ve yozlaşmanın hakim olduğu dünyada, içimizdeki “Sindirella”yı uyandırmak istiyor, gerçek aşkı arıyor, güzel ve estetik olanı seviyor, ahlakçılığa teslim olmadan değerlerimize sahip çıkıyor ve geleceğe umutla bakıyoruz. Belki de içinde yaşadığımız belirsizlik ve kaos ortamını küçük mucizelerle aşmak sandığımızdan kolay

“HER ŞEYE YABANCILAŞTIK VE STATÜKOCU OLDUK”

Trend Group Yönetici Ortağı ve Araştırmacı Nurhan Turhan Keeler, hız ve belirsizlik içinde yaşadığımızı vurgularken her zamankinden daha fazla sevmeye ve sevilmeye ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

“İçinde yaşadığımız dönemi “Romantik Matematik” olarak adlandırabilirim: İnsanlar hayatlarını beşinci viteste yaşamaya başladı. Beşinci viteste giderken etrafınızdakileri belli belirsiz görürsünüz. Bu kadar hız ve belirsizlik içinde insanlar kesin ve hazır bilgiye ihtiyaç duyuyor. Kesin bilgiyi de ancak matematik sağlıyor: “Kaç mesaj attı? Bana ne aldı? Ne verdi? Hangi duyguları bölsem çıkarsam neyle neyi karıştırsam aşkı bulurum?” gibi… Ancak insan matematiksel bir varlık değildir. Doğa ve insana matematiği uygulamaya çalışmak aykırılıktır. Öyle ki, matematikten ve hazır bilgiden çok, deneyim kazanmaya ve sağduyuya ihtiyacımız var.

Son zamanlarda yabancılaştık ve statükocu olduk. Kendimizi, başkasını ve doğayı tanıyamıyoruz; birbirimize yabancıyız. Statükocuyuz; kötü giden şeyleri değiştirmeye nadiren yelteniyoruz. Kötü ilişkileri kabul edip ‘Hiç yoktan iyidir’ diyoruz. Doğayla bozuk ilişkimizi düzeltmediğimiz gibi başkalarıyla da ilişkimizi düzeltmiyoruz. Bizde olmayan özellikleri varmış gibi düşünüyor ve başkaları bizi sevsin istiyoruz. Başkaları bizim ihtiyaçlarımızı karşılamak ve sevmek zorundaymış gibi davranıyoruz. Tüm bu hız, belirsizlik, anlamsızlık ve kayıtsızlık içinde aslında hepimizin de kendi varlığımızı hissetmek ve yaşamak için sevmeye ve sevilmeye ihtiyacımız var. Kalbinin pır pır etmesini, sevilmeyi, mutlu ve umutlu olmayı kim istemez? Ama ilişkiler sorumluluk ister. Bir kişinin sevgisini kabul ettiğinizde sevgi vermeyi de kabul edersiniz. Çoğu kişi sevilmediğini ve aşkı bulamadığını düşünür çoğunlukla. Aslında birine o sevgiyi vermeye cesaret edemiyor olabilir. Sevilmeyi istemek kadar sevmeyi de istemek gerekir.”

Yazı: SELİN MİLOŞYAN

Posted on

Kayganlaştırıcı ve Geciktirici Ürünler

Kayganlaştırıcı ve Geciktirici Ürünler

 

Kayganlaştırıcı ve Geciktirici Ürünler

Cinsel hayatın renkli olması her çift açısından beklenmektedir. Ancak, pek çok dış faktör nedeni ile aşk dolu, ateşli ve zevkin doruklarında yaşanabilecek cinsel yaşam neredeyse yok olma düzeyine gelmektedir. Pek çok sebep ile ortaya çıkan cinsel isteksizlik gibi hususlar, destek ürünü ile ortadan kaldırılabilmektedir. Bu ürünlerin başında gelen geciktiriciler erken boşalma yaşayan erkeklerin sorununa çare olurken, bu konudan muzdarip kadınların da kurtarıcısı gibidir.

Kayganlaştırıcı Ürünler

Bir diğer destek ürünlerinden biri olan kayganlaştırıcılar da, yine rahat ve kolay cinsel birleşmenin yaşanabilmesi için oldukça önemli bir üründür. Kadın ve erkeğin zevk dolu cinsel birleşme yaşayabilmesinin temel anahtarlarından biri olan kayganlık hissini ortaya koyabilen bu ürün sayesinde hem hanımlar hem de erkekler mutluluğa kavuşabileceklerdir.

Penis Büyütücü Ürünler

Daha büyük bir penisim olsun diyen erkek için de penis büyütücü ürünler öne çıkmaktadır. Bu sayede hem görsel açıdan hem de işlevsel açıdan kadını doyuran bir penis boyutuna erişen erkek de iktidarını ortaya koymaktadır. Siz de bu ürünlerin sahibi olabilmek için hemen satın alabilirsiniz.

Kayganlaştırıcı Ürünler

Bir diğer destek ürünlerinden biri olan kayganlaştırıcılar da, yine rahat ve kolay cinsel birleşmenin yaşanabilmesi için oldukça önemli bir üründür. Kadın ve erkeğin zevk dolu cinsel birleşme yaşayabilmesinin temel anahtarlarından biri olan kayganlık hissini ortaya koyabilen bu ürün sayesinde hem hanımlar hem de erkekler mutluluğa kavuşabileceklerdir.

Posted on

Kozmetik ürünlerini nasıl saklayacaksınız?

Güzellik malzemeleri kadınların vazgeçilmezleri arasında yer alır. Ancak çoğu zaman bunlar tamamen bitmeden atılır. Oysa, yapacağınız birkaç kurnazlıkla rujunuzu bitene kadar kullanabilir ya da maskaranızı kurumaktan kurtarabilirsiniz.

Bakım kremlerini buzdolabında saklayın

Bakım kremlerinin üzerlerinde son kullanma tarihi belirtilmemişse en fazla 30 ay saklanabilir. Peki bu süre içinde kreminizin bozulmasını nasıl Continue reading Kozmetik ürünlerini nasıl saklayacaksınız?

Posted on

Mükemmel makyajın sırları

Güzelliğiniz ile nefes kesmek mi istiyorsunuz? O zaman vereceğimiz ipuçlarına çok dikkat edin.

Krem şeklindeki fondötenden yüzünüze bir parça sürüp parmak uçlarınızla yavaş yavaş yüzünüze yedirin. Fondötenin üstüne, kesinlikle pudra sürmeyin.

Göz makyajına başlamadan önce göz kapağınızın çevresine yüzünüze sürdüğünüz fondötenden bir ton açık başka fondöten sürün. Göz altına Continue reading Mükemmel makyajın sırları

Posted on

Kırmızı ruj…

Yürürken, rengarenk ve desenli giysiler giymiş, makyajlı kadınlara rastlarsınız da, kıpkırmızı rujla gezeni fazla görmezsiniz. Kırmızı ruj neden hem çeker, hem de korkutur peki?
Yani kırmızı ruj sürmek, muhtemelen bir kadının yapabileceği en dramatik, süsleyici anlatım şeklidir.
İşte kırmızı rujla ilgili ipuçları:
Dikkat çekmek:
Dudaklarınızı kırmızıya boyayarak, ağzınızla yaptığımız her mimiğe, Continue reading Kırmızı ruj…

Posted on

Göz makyajı,gözlerinizi renklendirin

Makyajın en önemli ayrıntılarından biri olan far rengini seçerken dikkatli davranmalısınız.

Mavi gözlüler

Gözlerinizin doğal güzelliğini ortaya çıkarmak için, çizelgede mavinin karşısında olan, yani turuncu ailesinden bir ton seçin. “The Color Answer Book” kitabının yazarı Leatrice Eiseman “Toprak Continue reading Göz makyajı,gözlerinizi renklendirin

Posted on

Çabuk makyajın sırları

Çok az zamanınız var ve evden hemen çıkmanız gerekiyor bu durumda makyajınız ne olacak?

İşte size, adım adım hızlı makyaj önerileri:

Ten

Cildiniz donuksa kayısı ve bej tonlarında bir makyaj altı sürün. Göz altlarınızda morluklar, yüzünüzde sivilce ve kızarıklıklar varsa mutlaka bir Continue reading Çabuk makyajın sırları

Posted on

Akılcı ve basit beslenme planı

Beslenme planınızda yapacağınız basit, kolay ve akılcı değişikliklerle sağlığınızda önemli iyileşmeler yapabilirsiniz.
Kan basıncınızı ayarlamak, kan şekerinizi dengelemek, kolesterol ve trigliserid seviyelerinizi azaltmak için ciddi avantajlar sağlayabilirsiniz. Unutmayın! ‘Ne yiyorsanız O’sunuz’ kuralı yüzyıllardır hep aynı ve hiç değişmeyecek…Akılcı bir beslenme planı ile kilonuzu daha kolay yönetir, osteoporozdan Continue reading Akılcı ve basit beslenme planı

Posted on

MİDEDEKİ GAZ SANCISINA VE ŞİŞKİNLİĞE SOĞAN İYİ GELİYOR

Midede oluşan gazlar oldukça rahatsız edicidir..Helde çıkmıyorsa 🙁 Bunun için Prof.Dr.İbrahim Saraçoğlunun bir önerisi var

Yarım bardak suya tam bir limonu sıkın ve aç karnınıza bunu için.Biraz odanın içerisinde dolaşın.5dakikaya kalmaz hem şişkinliğiniz gidecek hemde gazı rahatlıkla çıkarabileceksiniz…

Prof.Dr.İbrahim Saraçoğlu Continue reading MİDEDEKİ GAZ SANCISINA VE ŞİŞKİNLİĞE SOĞAN İYİ GELİYOR

Posted on

Nemlendirici ürünlerde Kış Değişikliği

Yazın bitimiyle birlikte kişiler kullandıkları cilt bakım ürünlerinde değişiklik yapmalıdır. Kullanılacak cilt temizleyicilerinin ve nemlendiricilerin kişinin cilt yapısına uygun olması gerekir.
cilt

* Karma ve kuru cildi olan kişiler alkol içermeyen temizleyici ve tonikleri tercih etmelidir.
* Yoğun nemlendiriciler ve nem maskeleri kuru cildi olan kişilerin, su bazlı, non komedogenik nemlendiriciler ise karma ve yağlı cilt Continue reading Nemlendirici ürünlerde Kış Değişikliği

Posted on

Cildinizi siyah noktalar’dan arındırın

Cildi ölü hücrelerden, biriken yağlardan ve siyah noktalardan arındırmak için, derin bir temizlik yapmalısınız. Bunu peeling, buhar banyosu veya maskelerle gerçekleştirebilirsiniz.

İşte evde yapabileceğiniz basit peeling tarifi:

Malzeme: 1 kahve fincanı yulaf ezmesi, 2.5 çay kaşığı bal, 1 tatlı kaşığı elma sirkesi, yarım tatlı kaşığı sıcak su

Uygulama: Malzemeleri karıştırın ve cilde uygulayın. 15 dakika Continue reading Cildinizi siyah noktalar’dan arındırın

Posted on

Yağlı Saçlara Çözüm – Mükemmel karışım

* 1 kahve fincanı elma sirkesi,
* 1 tatlı kaşığı kekik suyu,
* 1 çay kaşığı tuz,
* 1 su bardağı suyu karıştırın

Elde ettiğiniz karışımı saç diplerinize masaj yaparak sürün. Daha sonra nemli ve sıcak bir havluya sararak yaklaşık iki saat saçınızda bekletin.

Yağlı saçlar için özel bir şampuanla saçlarınızı yıkayın. Bu Continue reading Yağlı Saçlara Çözüm – Mükemmel karışım

Posted on

Yüzünüze Göre Küpe Seçimi

Küpeni yüzüne göre seç Herkesin farklı bir yüz şekli vardır ve her yüz şekline her küpe yakışmaz…

Dikdörtgen bir yüze sahipseniz halka, yuvarlak bir yüze sahipseniz tek sıra halinde dizilmiş küpe kullanmalısınız..
Oval
Yüz şekliniz ovalse, en dikkat çeken özelliğiniz Continue reading Yüzünüze Göre Küpe Seçimi